Dünyanın en zor turnuvası olan Roland Garros bitti. İnanılmaz sürprizlere sahne oldu. Korakor mücadeleler izledik. Birçok maç 5 sette bitti. Favoriler sürekli elendi. Tahmin ediyorum müşterek bahis bir çok müptelaya kuponunu yedirdi…Azına da sıkı bir servet bahşetti.
Amma velakin, pek klas bir turnuva olmadı. Bilhassa kadınlarda, kalitenin gölgesi bile yoktu. Çoğunun voledeki performansları bir grand-slam’de yer almış oyunculardan beklenenden uzaktı. Erkeklerdeki kalite de pek farklı değildi. Böyle ağır bir zeminde yapılabilecek en öldürücü vuruş olan “drop-shotlar” burada adeta tenise bir hakaretti…Hani neredeyse tribünden atlayıp yetişebilecektiniz.
İzlediğimiz yerden ”yok artık böylesi” diye ayağa fırladığımı pek anımsamıyorum. Günümüzde profesyonel tenis sporcuları, fiziken atlet-komple izlenimi veriyorlar. Sanki hepsi uzaydan inmiş birer android ! Ancak bu nasıl bir profesyonelliktir ki sıcağa karşı hazır değiller…Hele ki gençler!
Djokovic turnuva oynayacağı ülkenin hava şartlarını göz önüne alarak hazırlıklarını yapıyor. Burası için de antrenmanlarını şimdilerde ikamet ettiği Atina’da, tam öğlen saatlerinde gerçekleştiriyor. Bu sayede de, 40 yaşında kortta sonuna kadar kalıp mücadelesini sürdürebiliyor.
Profesyonel teniste bir ısı-sağlık korrelasyonu vardır. Sıcaklık 30 dereceye geldiğinde kadınlarda 2 ile 3. set arasında, erkeklerde ise 3 ile 4. set aralarından mola alma hakkı tanınır. Sinner’in terk ettiği maçta “nem+güneş+rüzgar” ortalamasından alınan ısı-sağlık korrelasyonu 30 derece bile değildi!
Epey bir süre önce “Federer-Nadal-Djokovic üçlüsünü çok ararız” diye yazmıştım. Sinner ve Alcaraz’ı ilk başlarda izledikten sonra “yanılıyor, haksızlık mı ediyorum acaba” diye düşünmedim değil! Ama “hayır” yanılmamışım. Efsane üçlünün hiçbiri böyle apansız nedenlerle ne sakatlandılar; ne de bir turnuvadan dünden bugüne çekildiler. İnsan olur olmaz şüpheyle yaklaşıyor, acaba diyorsunuz…Burnunuza kötü kokular geliyor!
Bu muhteşem üçlünün karşısına donuk bir Sinner’i mi koyarsınız, yoksa sevimliliği kortta palyaçolukla arayan Alcaraz’ı mı? Yoksa 13 yıldır ilk kez bir grand-slam kazanabilen, özel yaşamı sorunlu olan, antipatik Zverev’i mi tercih edersiniz?
İsterseniz bir de kadınlara bakalım: Bir yanda Serena, Sharapova, Muguruza, Halep, Navratilova ya da Graf gibi her biri birer sosyal misyon yüklenmiş kraliçeler. Diğer tarafta Swiatek, Chawalinska, Kalinskaya, Townsend, Andreeva, Raducanu ve en olmadık turnuvada “nobody” birine elenip giden Sabalenka. Çok büyük bir puan farkıyla dünya 1 numarasına yerleşmiş bir şampiyon sporcu, rakibini sürklase etmişken birden bire oyundan kopup, bir de üstüne halka yer mi? Böyle bir mental yetersizlik olur mu? Bunlar ancak ikinci sınıf spor bireylerinde görülen zaaflar. Böyleleri, yukarıda saydığım ecelere, nedime bile olamazlar. Ancak cinsel tercihleri, sevgilileri, rüküş urbaları, ya da kortta sergiledikleri mücevherleriyle gündeme gelirler.
Şimdi dünyanın en prestijli turnuvasına doğru gidiyoruz: Wimbledon. Eski yazılarımda dile getirdiğim kalıplaşmış uygulamalara bir kez daha değinmeyeceğim. Ancak bu turnuvada en eli öpülmesi gerekenlerin kort-görevlileri ile bahçıvanlar olduğuna inanıyorum. Zira onca maç sonrası, otlağa dönmüş zeminleri tekrar yaşama döndürmek adeta mucize.
Tenis dünyasının en atipik zeminidir bu katışık çim. Sanki parkede oynuyormuş gibi kayar top. Üstelik sıçramaz da! Atiklik ve sürat burada başlıca gereksinimdir. Servis-Vole uzun boylular için fevkalade bir silah olabilir ama top oyunda kalırsa ne olacak ! Yere sağlam basan, süratli ve iyi volesi olan oyuncular için ideal bir zemindir Wimbledon. Yoksa çimde rezil olmak işten bile değil. Dua etsinler İngiliz izleyici çok daha centilmendir…Fransızlar gibi üstüne gitmez oyuncuların!
Bana göre Wimbledon’da bu yıl çok sürpriz yaşayacağız. Oyuncular sistemin yıldızlar olmadan da sürebileceğini gördüler. Özgüven tazelediler.
Bizim göz nurumuz Zeynep Sönmez için konuşmak çok erken. Fikstürü görmek gerek Skor ne olursa olsun, şimdiden çim kortta hazırlık turnuvası oynaması, onun hırsını ve oyununu tetikleyecektir.
Hoşkalın !
Bekir EMRE
English