
Wimbledon tüm öğeleriyle bulunduğu ülkenin kültürünü yansıtıyor ve bize sadece bir tenis turnuvası değil aynı zamanda İngiliz hayat tarzını da izlettiriyor. Turnuvada İngiliz yaşam stiline ait çok fazla element var. Dolayısıyla aslında Wimbledon biraz tenis biraz da keyif demek. Bu anlamda tenisten önce bu hayat tarzı ve karakterden bahsetmek gerekiyor. Bu sene de Wimbledon’ı akredite tenis yazarı olarak yerinde izledim, turnuvanın 2.haftasında Londra’ya gittim, yarı final ve final maçlarını Merkez Kort’ta seyrettim. Öncelikle sizi biraz Wimbledon’da kort dışına götürmek istiyorum sonrasında kort içine ve tenise odaklanacağız.
Turnuva ona adını veren Wimbledon kasabasının tepelik bir bölgesindeki 17 hektarlık arazi üzerinde düzenleniyor. Kasaba sokaklarından kort bölgesine tatlı ve yoğun çimen kokuları içinde yürüyorsunuz, etraftaki çimen teması o kadar baskın ki, içerideki dükkanlarda en fazla satılan ürünün çimen aromalı mumların olmasına şaşırmamak gerek. Önünde sabahın erken saatlerinden itibaren uzun kuyruklar oluşan kapılar saat 10.00’da açılıyor ve içeri yoğun bir kalabalık hücum ediyor. İlk ziyaret edilen yer hediyelik eşya dükkanları, buralarda her türlü alışveriş yapıldıktan sonra sıra belki de turnuvanın en önemli kültürel öğesi olan Wimbledon Gastronomisi’ne geliyor.
Wimbledon Gastronomisi
Başta kremalı çilek olmak üzere tüm gıda ürünleri tüketildikten sonra kortlara maç izlenmeye geçiliyor. İngiliz bahçe piknik kültürünün ise Wimbledon’da ayrı bir yeri bulunuyor. Maçları dışarıda çimenlik alandaki ekranlardan seyretmek isteyenler özel Wimbledon piknik paketlerinden alarak aynı anda hem piknik yapıyorlar hem de maçları izliyorlar, bu anlamda piknik ritüeli de turnuvanın çok önemli bir parçası. Bu döngü tesisin seyircilere kapandığı akşam saat 20.00’ye kadar devam ediyor. İlginç bir şekilde özel olarak hazırlanan sosisli sandviçler de 1963 yılından itibaren kort bölgesi menüsüne girdi ve ciddi rağbet görüyor. Özel misafirlerin ve kraliyet konuklarının durumu ise biraz daha farklı, gayet şık giyinmiş beyefendi ve hanımefendiler kapılardan girdikten sonra sadece özel misafirlerin girebildiği “ The All England Lawn Tennis & Croucet Club “ binasında şampanya eşliğinde İngiliz atıştırmalıkları ve çilek ikramları ile güne başlıyorlar.
Turnuva boyunca tüketilen her bir ürün İngiltere’nin farklı bölgelerinden getiriliyor. Genel anlamda turnuvada tüketilen 27 çeşit farklı ana gıda ürünü, adanın 27 farklı bölgesinden geliyor. Örneğin özel kreması ile servis edilen çilekler Kent Bölgesi’nin Mereworth Kasabası’ndan, salatalık malzemeler Kent Bölgesi Offham’dan, dondurmalar Hampshire Winchester’dan ve unlu ürünler ise Londra’dan geliyor. Wimbledon’ın görünen sembolü çilek, bilinmeyen sembolü ise ananas. Erkekler şampiyonluk kupasının tepesinde büyük bir ananas motifi var. Ananas turnuvanın kurulduğu Viktorya Döneminde bir prestij ve asalet sembolüydü, aristokrat aileler sofralarında sürekli ananas bulundurmaya çalışırdı, bu geleneği yaşatmak için de ananas kupanın üzerine yerleştirildi. Bu sene toplamda 2 haftada 550.601 seyircinin geldiği kort bölgesinde mutfak rakamları da oldukça büyük ve çarpıcı. Turnuvada ortalama olarak 283.000 porsiyon çilek, 17.300 litre krema, 83.000 İngiliz çöreği, 35.000 litre süt, 18.500 porsiyon fish & chips, 232.500 bardak kahve & çay, 105.000 sandviç, 27.000 pizza ve 24.500 şişe şampanya tüketildi. Her şeyin özeti olarak ise İngilizlerin geleneklerine ve kendi ürettikleri ürünlerine olan tutkuları ve ilgileri gerçekten hayranlık verici, bu tutkuyu da turnuvaya gelen herkese yoğun bir şekilde hissettiriyorlar.
Wimbledon 2026 Teması
Turnuvanın bu seneki sloganı “ Where beauty meets battle “ yani “ Güzelliğin mücadele ile buluştuğu yerdi. Wimbledon Tenisi huzurlu bir İngiliz bahçesinde oynanan ve yoğun mücadeleye sahne olan bir oyun. Bu senenin temasını hazırlarken de kortta oluşan bu kontrast duygulardan yararlanmışlar. 2026 tanıtım filminin kahramanı ise bir kelebek, filmin ilham kaynağı ise ünlü Fransız tenisçi Henri Leconte olmuş, “ 1986’da Wimbledon’da yaptığım bir maçta çok iyi oynuyordum, birden sahanın içine bir kelebek geldi ve ayakkabıma kondu. Ben de onu raketime aldım ve havaya bıraktım. Bu harika bir histi ve o gün kortta bulunan herkes bu olaydan çok etkilenmişti.” Roland Garros toprak zeminin vermiş olduğu havayla daha savaşçı bir imaja sahipken, Wimbledon genellikle daha elit ve zarif görünüyor ancak bütün bu zarafet içinde korttaki çetin mücadeleyi de göz ardı etmemek gerekiyor. Bu eksikliği gören Wimbledon Yönetimi, son iki senenin temasını turnuvanın benzersizliği ve mücadelesi üzerine kurguladı.
Para Ödülleri 2026’da Arttırıldı
Wimbledon’da bu sene para ödülleri de geçen seneye oranla ortalama % 20 oranında arttırıldı ve toplamda 64.2 milyon Pound seviyesine ulaştı. Teklerde şampiyonlar 3.6 Milyon Pound, çiftlerde ise 760 bin Pound aldılar. Genel anlamda bu sene Wimbledon’a ilk turdan katılım sağlayan bir tenisçinin 80.000 Pound aldığını düşünürsek, finansal gücün kariyer için kritik bir parametre olduğu tenis dünyasında grand slam turnuvalarına ana tablodan katılım sağlamanın özellikle genç oyuncular için ne kadar önemli olduğunu buradan da bir kez daha görebiliriz. Bir sezon içinde dört grand slam turnuvasına ana tablodan katılırsanız en az 2 senenizi garanti altına almış oluyorsunuz dolayısıyla gelecek planlamasında yeni jenerasyonlar için ana hedef her zaman majör turnuvalar olmalı.
Çek Cumhuriyeti Harikaları !
Ve kort içine dönersek… Bu sene Wimbledon’da kadınlarda finali iki Çek tenisçi oynayınca herkes yine Çekleri konuşmaya başladı. Ancak bu aslında çok normal bir sonuç çünkü Çek Cumhuriyeti uzun yıllardan bu yana çok büyük bir spor geleneğine sahip bir ülke. Örneğin buz hokeyinde olimpiyat ve dünya şampiyonu takımları var, tüm kış olimpiyatları tarihinde aynı olimpiyatta hem snowboard hem de Alp kayağında altın madalya kazanan tek sporcu bir Çek, Ester Ledecka. Aynı şekilde atletizmde cirit atmada tarihin gelmiş geçmiş en büyük sporcusu olarak kabul edilen Jan Zelezny de bu ülkeden. Bu geleneği teniste de sürdüren Çek Cumhuriyeti bu sene Wimbledon’da Linda Noskova’nın şampiyon olması ile kadınlarda son 15 senede Londra’da 5 şampiyon çıkarmış oldu. Sonuç olarak basit bir hesapla 3 senede bir kadınlarda Wimbledon’da Çek bir tenisçi şampiyon oluyor.
Çim Zemin Zorluğu
Tabii ki bir de zemin meselesi var, biraz da bundan bahsetmek gerekiyor. Çim sezonu Haziran – Temmuz arasında yaklaşık 5 haftalık çok kısa bir dönemi kapsayıp Wimbledon’la sona eriyor, böyle olduğu için en iyi oyuncuların bile çim zemin tecrübesi fazla olmuyor, örneğin Rafael Nadal kariyeri boyunca oynadığı maçların sadece % 7’sini çimde oynadı. Ayrıca tüm oyuncuların tenise başladığı ve yetiştiği zemin toprak veya sert zemin olduğu için buradan da yola çıkarak rahatlıkla söyleyebiliriz ki çim zemin teniste apayrı bir uzmanlık alanıdır. Bu işin de yakın zamandaki profesörleri Federer, Djokovic ve Serena Williams’tır. Bu üçlünün Wimbledon’da toplam 22 tekler şampiyonluğu bulunuyor. Çim topun hızlı hareket ettiği, farklı seviyelerde sektiği ve teniste belki de en teknik bilgi gerektiren zemin türü. Wimbledon’da ise 2002 yılında çok önemli bir değişiklik yapıldı ve kortlarda eskiye oranla topu daha fazla yavaşlatan bir çim türüne geçildi. 2002 öncesi maçlara baktığımızda vurduğunuz zaman çimde uçan toplar, bu yeni çimde daha yavaşlayarak gidiyor. Bu değişiklik özellikle Rafael Nadal gibi geri çizgiden oyunu yavaşlatarak ralli bazlı oynayan toprak zemin oyuncularına avantaj sağladı, eski hızlı Wimbledon zemininde Nadal’ın toprak karakterli tenisi ile Londra’da şampiyonluk görmesi çok mümkün olmayabilirdi. Bu önemsiz gibi görünen ama aslında çok kritik olan “ çim türü değişikliği “ son 24 yıldaki tüm şampiyonların gizli belirleyicisi oldu.
Yarı final ve final maçlarında seyrettiğim Karolina Muchova ve Linda Noskova’nın “fundamental“ olarak adlandırılan “ temel beceri “ seviyeleri inanılmaz yüksek düzeyde, bunu çıplak gözle izlediğiniz zaman çok daha çarpıcı bir şekilde görebiliyorsunuz. Ve bu seviyenin temeli de çocukluk ve gençlik dönemindeki tenis eğitimine dayanıyor. Temel beceri seviyesi yüksek olunca doğal olarak zor vuruşları çok kolay gösteren bu oyuncuları izlemek büyük bir keyfe dönüşüyor. Final maçında Martina Navratilova ve Petra Kvitova gibi tüm eski Çek şampiyonlar da izleyiciler arasındaydı, beraberlik ve birbirlerine destek duyguları da bu başarıyı getiren başka bir faktör olarak karşımıza çıkıyor.
Erkekler Turnuva Renkli Geçti !
Erkeklerde ise farklı hikayeler vardı; Efsane Stan Wawrinka’nın vedası, erkeklerde yıllar sonra İngiliz bir tenisçinin ( Arthur Fery ) yarı final oynaması, Novak Djokovic’in oynadığı 5 saat 15 dakikalık tarihin en uzun çeyrek final maçı, Roland Garros şampiyonu Alexander Zverev’in artık kendine daha güvenen yeni sürüm versiyonunun Paris’ten sonra Londra’da da final oynaması ve tabii ki herkesin içinde bir mücevher gibi parlayan, Londra’da 2.kez üst üste şampiyonluğu kazanan Jannik Sinner… Erkeklerde genel görüş Djokovic – Sinner yarı final maçını kazanan oyuncunun şampiyon olacağı yönündeydi ve bu maçı çok rahat kazanan Jannik Sinner finali de alarak beklentiler doğrultusunda kupaya uzandı.
Final maçlarından önce Mansour Bahrami ile bir araya geldik ve sohbet ettik. Mansour Wimbledon’da gösteri maçları yapıyor aynı zamanda özel davetiye ile çiftlerde mücadele ediyor. Bahrami burada çok seviliyor ve kendisi Londra’da tam anlamıyla bir efsaneye dönüşmüş durumda. Mansour finali Jannik Sinner’in rahat alacağını düşünüyordu ve düşündüğü gibi de oldu. Bahrami Sinner ile ilgili şöyle diyor : “ Sinner çok dengeli, aşağı yukarı tüm maçı aynı denge içinde oynuyor, savrulduğunu neredeyse hiç görmedim. Maç içindeki performansı bu kadar istikrarlı olan bir oyuncuyu yenmek neredeyse imkansız “.
Djokovic ise yarı final maçında çok bitkin göründü, Sinner karşısında çok yavaş kaldı. Bunun ise en büyük sebebi çeyrek finalde oynadığı 5 saat 15 dakikalık maç oldu. Kendisinin de basın toplantısında söylediği gibi ileri yaşlarda vücudun toparlanması daha uzun süreler alabiliyor. Final maçından sonraki basın toplantısında da Karolina Muchova benzer şeyler söyledi. Yarı finalde Coco Gauff ile oynadığı maçın kendisini çok yıprattığını ve bunun olumsuz etkilerini final maçında gördüğünü belirtti. Özellikle Wimbledon gibi yüksek seviye turnuvalarda çeyrek final ve sonrası turlarda oynayacağınız rakipler ve bu maçların zorluk derecesi şampiyonluk yolunda çok belirleyici oluyor, bunu bu sene Londra’da bir kez daha görmüş olduk.
Çiftlerde Tarihi Sonuç !
Kadınlar çiftler kategorisinde ise bir tarihe tanıklık edildi. Kadınlarda partneri Çinli Hanyu Guo ile beraber çiftler şampiyonu olan Fransız Kristina Mladenovic 1937’den bu yana Wimbledon’da çiftlerde şampiyon olan ilk Fransız tenisçi oldu. 1937 yılındaki son Fransız şampiyon Roland Garros’ta stadyum kortlardan birine ismi verilen efsane oyuncu Simonne Mathieu’du. İngilizler Wimbledon’da kendi ülkelerinden bir şampiyon görmeyi çok istiyorlar ama yakın gelecekte en azından teklerde bu biraz zor görünüyor. Ancak bu sene çift erkeklerde İngiliz oyuncu Henry Patten partneri Finlandiya’dan Harri Heliovaara ile şampiyon olarak ülkesi için bir teselli ikramiyesi oldu.
Junior kategorisi ise nefis maçların oynandığı ve büyüklerin gölgesinde kalan bu çocukların pek fark edilmediği bir kategori türü. Wimbledon’a gidecek olan tenis severlerin maçlarını küçük kortlarda oynayan junior oyuncuları günlük programlarına mutlaka almalarını özellikle tavsiye ederim. 4-5 sene sonrasının yıldız oyuncularını 15-16 yaşlarında seyretmek en az yıldızları büyük kortlarda seyretmek kadar farklı bir tecrübe oluyor.
Alp USTAOĞLU
English